4 Aralık 2008 Perşembe

ışık istemiyorum,karanlık istiyorum. kimse kimseyi görmesin -tamam bi süre-sadece sesler konuşsun istiyorum....
herkes birbirini seslerden tanısın dialoglarımız artık değişsin istiyorum-işte hikaye tamda burda başlasın-
tık tık tık ben geldim.aaa hoşgeldin kadayıfses seni duymak ne güzel uzun zamandır duyuşmamıştık nerelerdeydin günlerdir? sorma ya pekçokses aşık oldum.ehe he şaşırdım sevindim kime hangi sese?okulda koridorda birini duydum; konuşurken noktalama işaretlerini kullanıyordu...virgülde yarım nefes noktada tam nefes alıyordu.
duyar duymaz aşık oldum!
-duyulupta sevilebilmek-
-cismaniyet nedirki?-

1 yorum:

eight2 dedi ki...

Birgün bir çoban gelmiş köye. Bakmış ne ses var ne seda. Sonsuz gökyüzüne, güneşine vurulmuş köyün... Yoluna gidememiş konaklamış bir süre hayran kaldığı bu bakir ve huzur dolu yerde. Sabah uzaktan ezan seslerini duyarken bülbüllerle konuşur olmuş noktalama işaretleriyle. Yepyeni diller öğrenmiş. Nokta demiş... İki nokta demiş... Üç nokta demiş. Kendini o kadar adamış ki, insanların olmadığı bu köyde kelimeleri kullanmayı unutur olmuş. Ve bilmediği konuşması ile bülbülleri incitivermiş birgün. O günden sonra ne bülbüller konuşmuş onunla, ne de gökyüzünün aydınlığı huzur verir olmuş. Çoban bu, ne yapsın... Almış herşeyini yola koyulmuş. Attığı her adımda geride bıraktığı bülbüllerin hasretiyle gözyaşlarına boğulmuş. Aradan yıllar geçmiş. Çoban saçının akı, alnının buruşuğuyla yola çıkmış yeniden kavuşmak için bülbüllere. Köyün yerini bile bulamamış, ne sonsuz gökyüzünü ne de güneşi. Bülbüller teker teker göçmüş bu diyardan. Bülbüllerin tırnak içinde kullandığı cümleleri anlayamamış zamanında. "Herşeyi zaman değiştirir".