21 Nisan 2010 Çarşamba

Canım amcam
canım amcam yok artık. ölmüş.
duymanın verdiği ağırlık. hiç bi kelime bu kadar can yakamaz.
ben burda çay içerken amcam ölmüş.
bi süreç değimişl ölmek. birden ölüyomuşsun ve bitiyormuş.
yanakları herzaman lavanta kokan amcam ölmüş.
şimdi O'nu hangi toprağın altına koyucaklarını düşünüyorlar.
amcam yok, gömülecek.
keşke aklım sınırlı olmasaydı algılayabilseydi bu olayı.
yaslandığım yumuşacık göbeğine bidaha yaslanmıycak olmak.
ben anlamsız 'neden' sorusunu etrafa hoyratça savururken ölmüş.
kan doldu gözlerime. basitliğimden utandım.
bukadar bizimleyken nasılda yıkıcı olabilirki ölüm.
yeni bi amacım daha var artık, ölüme alışmak.
ben çay içiyordum, canım amcam ölmüş

1 Nisan 2010 Perşembe

emerikadır.

benim çok nadir kullandığım -dır/-dir eklerini hep kullanan bi sevdiğim var.
ne güzel.

rehavet

ben bu gün örtmen oldum. ilk kez ders anlattım sekizinci siniflara. çok heyecan vericiydi bu duyguyu tarif edemem gurur duydum gibi cümleler elbet kurmuycam şu an. gayette tarif edilebilir hisler benimki. kafam kaşınıyor demek gibi bişi bu.çok küçük bi dünya minicik la. ben sıkışıp kaldım resmen. çırpınmaca. sonunda boğulucaksam niye çırpınıyorum.sordum. cevap yok. geç o zaman.

tarife gelelim. içimde bi storm bi earthquake hatta adeta bi hurricane vardı. ama bunların neferetle alakası yok. başladım derse.gonuştum falan. acaba hep 'napıyorum lan ben burda' hissimi olucak içimde yıllarca. neyse. yine cevap yok. sus ozaman. tamam.

ya ben izlemeliyim bişiyleri anlatan taraf olmamalıyım. yani oraya oturup çocukları izlemenin keyfini hiçbişiye değişmem. kızamamda onlara .

arkadaşım bağırdı örtmen cümleleri kurdu birine 'gel öne otur' dedi. çocuk 'neden' diyicede 'seni belki önde görmek istiyorum' dedi. işte o dedi ve o an bi örtmene dönüştü artık geri dönüşü yok. ben dönüşemedim. güldüm. karşımda dirseğini yalayabilen biri varken nasıl ona kızarım. bence çok komik. ben o çocuğa 'oha nası yapıyon la bana da öğret' demek isterim. tebrik etmek isterim onu bu yetisinden dolayı.ama benim hep gülesim geldi.güldüm de.

30 Mart 2010 Salı

yok artık.

bugünü yazmalıyım sanki. bi özelliğide yok ama yazmalıyım.
küçük insan bencillikleri gözleyip kendimi sinir ettim.
5 kişiydik hayır bunu yapmamalıydı yarım adım önde olma mesafesini hep koruyordu. çünkü bunu önceden planlamışşşşş..hemen ön kapıya yöneldi eli. hafif tebessüm vardı yüzünde. siz naparsanız yapın der gibiydi.4 kişi arkaya oturmak asla sorun değil. ben 10 kişide oturrum. hatta arabanın üstüne valiz misali bağlasalar öylede giderim ben. ama bu sinsiliği sezmek!!!
çünkü o kıymetliydi, öyle görüyordu kendini. sıradanlığı farklılık sanıyordu.
ey insan! hiç bilmiyceksin bunu ama kulak memelerini kesmek istiyorum.
işte o zaman cidden farklı olabilirsin..

27 Mart 2010 Cumartesi

8 Mart 2010 Pazartesi

lüks

lüks sabahın en güzel vaktinde, kendi ellerinle topladığın kabak çiçeklerinin dolmasını yiyebilmektir.

iöo

kendimden korkuyorum
benden korkun
artık öğretmenler odasına sempatiyle giriyorum.
montumu onların askısına asıyorum
hocalara gülümsüyorum
elime çay alıp oturuyorum
eğitim sistemiyle ilgili muhabbete girmeme ramak kaldı
ayrıca bişiy daha
markete gittim dün. çay almak için
ve aklım yanında bardak hediyeli çaya kaydı
öyle çekiciydiki ucuz üstelik bardak hediyeli.
zamanında alay etmiş olduklarımı sırayla yapmaya başladım.
memur kafasına dönüşmekte gafam..
657 sana geliyorum..
...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Devam ettirebilecek sözcük kalmadı!

Jolene:
Sizi seviyor olmamda gerçek, başkasını öpüyor olmamda Alessandro.

Alessandro:
Gerçeğin ne kadarına dayanabilirsiniz Jolene?

Jolene:
Acıyın bana Alessandro! Tüm eylemlerimi sizi düşünerek gerçekleştirdiğimi farketmiş olmanın ağırlıyla tek başıma bırakmayın beni..

Alessandro:
Fakat Jolene, tüm kızlar benim sevgilim.

pippa'ma

.....O'nun göbek pamuğunu ağzıma yüzüme sokmasına karşılık,
burun deliklerime kalem sokarak O'nu tiksindirmeye çalışmam.
kazandım!

Koca Ağız'ın Kardeş Oyunları adlı kitabından alıntıdır.

11 Ocak 2010 Pazartesi

el

başımda kulaklarımı kepçe yapan yeşil kadifeden bir taç vardı.
pembe bi tayt bi de tişört giymiştim. amcam almıştı. sevinmiştim.
ayağımda taba rengi kenarları tokalı deriden bozma bi öğrenci ayakkabısı vardı.
düğündeydik.
çok şık olduğumu sanıyordum. daha kötüsü de olabilirdi. oldu.
yaşıtlarım hatta benden küçük olanlar.. hepsinin elbisesi vardı.
ne kadar kızsal.
oysa ben oğlandım.
şimarık kuzenlerden bi tanesi gelinlikliydi. çoğunluk onun etrafına toplanmıştı.
yüzündeki, boynundaki simlere hayranlıkla bakıyor; gerdana yapılan parmak darbeleriyle kendilerine sim taşımaya çalışıyorlardı.
ben yapmadım.
yanına bile gitmedim.
ama ayakkabısı güzeldi.
beyaz. bağcıklı.
'kirlenir hemen' diye beyaz ayakkabı alınmazdı bana.
'giyemezsın' diye dağcıklı ayakkabı alınmazdı bana.
düğün işte. müzik eşliğinde oynadık. pistin kenarında oynayan çocuktum.
ama yinede asla halayın sonuna katılıp sürüklenen çocuk durumuna hiç düşürmedim kendimi.
kuzenlerin biriyle oynadık. değişik figürler yapıp dikkat çekmeye çalışıyordum.
oynayan büyük kızlardan figür çalıyordum. ama olmuyordu.
elbiseli kuzenime ne yapsa yakışıyordu.
tom ve jerry'li takımımla ben bir oğlandım.
bi ara dışarı çıktık öyle durmaya işte. sonra bişiy oldu.
iki akraba çocuğu -aynı yaştayız- beni dövdüler.
çünkü kendi halimdeydim. çünkü sesim çıkmazdı.
iki yandan gelen tekme darbelerine karşılık vermeye çalıştım. olmadı.
bir büyüğümüz bi zaman sonra ayırdı bizi. 'ayıp' dedi.
yalnızdım. minik ellerimle üstümü silkeledim minik ellerimle.
o günden sonra ellerim bida hiç büyümedi.
tişörtümde taytımda ayakkabı altlarının izleri vardı. çizgi çizgi.
salona girdim. oturdum.

6 Ocak 2010 Çarşamba

çokta uzak değil

karşı ev.orada yaşandı.kötü günler yaşandı.
güzel gün azdı.perdeler güllü.
camın önünde bi türlü mandalina kabuğu birikemiyordu orda.
merdiven yoktu o evde inilmiyordu.
düşülüyordu.
telefonda hiç çalmazdı orda.beklenirdi hep.
'yine unuttun herhalde..' deniyordu o evde. yine. yine.
orda herhalde kelimesi güzel olasılıklardan bahsetmek için degil,
can sıkmak için kullanılırdı.
biri gizliden suçlanırdı orda.
perdeler bordo.sabah olamazdı.uyanılmazdı.

kalmasın diye yerdim,
bitsin diye okurdum.
ve insanlar peçete kullanırdı.

2 Ocak 2010 Cumartesi

kalorifer.

her ne karın ağrısıysa denir bazen.
ne karın ağrısı.karnım ağrıyor.
duruyorum.ben hep dururum.kalorifer yanıyor.sıcak.
ben üşüyorum hep.ben hep üşürüm.
arkadaşlar gelip gidiyor.seviniyorum.üzülüyorum
ben bazen suçlanıyorum üzülüyorum diye.
demek üzülmek te bi suç.
'her şeye hep üzülürsün zaten sen' ben hep üzülürüm.
'sorunların bitmez senin'sorunlarım bitmez.
beni böyle kabullendiklerini düşündüklerim bile bi an gelir,
bi an gelir 'sen.....şöyle böyle' diye suçlar beni.
çünkü.çünkü bi kere bişi anlatmışımdır
'hey işte bu benim zayıf yönüm' demişimdir.
ondan işte yeni bişi öğrenen insan hemen onu kullanmak ister ya
aynı his işte.
içimden bağırırım ben
'ah keşke dışımdan bağırsam'
sonra bi bitki çayı yapim bari derim
karnımada iyi gelir hem.
ders çalış yağmur önemli olan bu.
telkinler!
niye ki? bi buçuk milyar maaş aldığım bi işim olsun diye
bunun için niye stres olup çalışıyımki?
merhaba ben hala napıcamı bilmiyorum.
bi kılavuzum olsaymış ya
keşkee.
ayrıca hep yazım yanlışı yapıyorum.ben hep yazım yanlışları yaparım
ama iyi anlatım bozukluğu bulurum.
derdim şu ki.
derdim yok.
olmuşları yada olasılıkları düşünüyorum.
uykum geldi.