26 Şubat 2012 Pazar

küçükkene. hem çok küçükkene hem de daha az küçükkene bayramları babamın köyünde geçirirdik. evimize yaklaşık 4 saat uzaklıkta olan bi köyde. ama bana hep ülke değiştiriyormuşuz gibi gelirdi. dağlara bakardım yolculuk boyunca. annem hiç gitmek istemezdi, babam zorla götürürdü. iklimden bile etkilenmeden kışta kıyamette çeşitli çikolata ve şekerlerden oluşan çıkınımızla biz o köye varırdık. kimse bize sormazdı isteyip istemediğimizi. rahatsız oluşum o günlere dayanmakta. babannem kardeşimden ve benden şekerleri saklardı. her seferinde bulup gizliden yerdik. bi tek bu eğlenceliydi. azaldığını farkettiğinde de bastonunu savurarak azarlardı bizi. yaşlıların elini öpmek zorunda kalırdık. ben öperdim. çenemi değdirip öpüyomuş gibi yapınca saygısızlık yapıyomuşum gibi hissedip şapır şupur öperdim. saftım. bayram ziyareti yapardık tüm köy evlerine. allahım ne kadar sıkıcı. işte o bayram gittiğimizde benim yeni bi ayakkabım vardı. rengi farklı olduğundan sevip almıştım onu. ama giyip çıkarması çok zordu. böyle erkek ayakkabıları olurya düz işaret parmağı yardımıyla giyilenlerden işte öyle bişiy. köy evine girerken elim yardımıyla çöküp ayakkabıları çıkarırdım. içerde sus-pus oturup şekerimi yerdim. sonra çıkardık ziyaret ettiğimiz ev halkı bizi kapıya kadar uğurlardı. o vakit herkes ayakkabısını giymiş, ben ise bi köşede gerek işaret parmağımla, gerek ayakkabımın burnunu yere çarparak giymeye çalışırdım. birini anca giymişken öbürüyle cebelleşirken ailem sırtını dönmüş ilerliyor ev halkı da eve girmiş olurdu. ben hızlı hızlı soluyup, gözlerim dolup, ağlamaklı olup ağzım yamulup artlarından koşarak yetişirdim. belki bir gün içerisinde 10 ev ziyaretimizde aynı şey oldu. akşama acıdan bitkin haldeydim. sağ işaret parmağım acıdan kızarmıştı. güççük bir gız için bu hisler çok fazlaydı ama ben konuşamadım. çekingenliğim, kendimi ifade edemeyişim şanssızlıklar silsilesi çok eskilere dayanır işte.

10 Kasım 2011 Perşembe

10.11.11

meriba. hellooo. selamın aleyküm.
selam vermek çok güzel bir eylem.
hangi dilde, hangi dinde olursa olsun.
kasabamda hayat sakince ilerliyor.
kürtçe bilmediğimi bilen pislik öğrenci velisi bana laf attı bugün.
evet kürtçe bilmiyorum ama kürtçe tahmin edebiliyorum.
çünkü benim beynim biyük!
bisbiyük. içi de akıl, zeka flm dolu.
ziyanı yok. sağlık olsun.
bu lafı da çok severim sağlık olsun.
_yağmurr ya keşke bizimde bi cipimiz olaydı.
_amaaan, napalım sağlık olsun.
heh işte ben buyum.
güzel günler.

6 Kasım 2011 Pazar

istiyorum

bol mazılı bir yerdeyim. ama aklına sakın deniz kıyısındaki mazı gelmesin. ordan çok uzak. burda da güzel yerler var tabi görülmeyi bekleyen. günlerimi karar(sızlık)lar içinde geçiriyorum. sanırım benim karakterim böyle. bişiylerı aklımda çevirip tatminsizlikler yaratmadan olmuyor, olmaycakta. akşamlarımı çayla boyuyorum. güzel oluyor doğrusu. dinleniyorum. bazen yanında börekte oluyor. o vakit daha bi iyi tabi. telefon konuşmaları yapıyorum günlük. iyi olduğumu bildirmem gereken kişiler var. iyiki varlar. bugün bayram. kime bayram? bilmiyorum. çok bi düzen karşıtı olmaya başladım. büyümek iyi gelmiyor sanırım. böyle istiyorum ki devrim yapalım gençlerle. bunu bile istiyorum. istemek durdurulamaz. sadece isteyebiliyorum. çünkü burada elektrikler kesilince dua ediyoruz 'inşallah gelir' diyerekten. bu konuda bile acizken. . . istiyorum.

4 Kasım 2011 Cuma

bi insan mıdedin bana?
önce eli zihnimde belirir.

el

ben bi arkadaşcığımın yazdığı 'sorun değil canım' cümlesindeki 'canımın' 'canım benım' gıbı mı yoksa ' hadi ordan canııım' cümlesindeki anlama mı geldiğini çözmeye çalışırken neler oluyor? güzel şeyler olmuyor. izliyorum, dua ediyorum. zavallılığımı hisseddiyorum. bir mazı ağacı olsam daha mı yararlı olurdum diyorum. yüzler görüyorum eller görüyorum. yüzlerde acı var ama ben hep elleri görünce ağlıyorum. hayatta beni en çok hüzünlendiren şey eller. eller sanki daha içten, daha unutulmuş oldukları için belki de; daha sahici.. ellere bakıyorum. küçükken dedemin ellerine bakardım hep. çok sertti dedemin elleri. çok karaydı ve çok iri. sarıldığında sırtımda ellerinin sertliğini, çatlaklarını hissederdim. dedem çok çalışırdı çünkü, elleri her daim bir iş tutardı. eller görüyorum, bedenlere göre iri eller. çok çalışmaktan küçük yaşta irileşmiş, çatlamış, yorgun eller. ağlıyorum. kim bilir o eller neler yapmak zorunda kaldı, nasır tuttu erken yaşta. ekmek tutan küçük eller.. gözyaşı silen iri eller.. toprak kazan güçlü eller.. umutlu eller.. sabırlı eller.. öpmek istiyorum o elleri ve acılarına ortak olmak..
bir mazı ağacı olsam Mazı-da belki bir gölgem olurdu, daha çok el bana uzanırdı.

9 Haziran 2011 Perşembe

ağabey

şimdi ben 5 aydır yaşadığım köyde 4 ayını geçirdiğim yerin ardından 1 aydır başka yerde yaşıyorum. biliyorum cümle bozuk oldu. ziyanı yok beş aydır düzgün olan bişiy yok zaten. 5 aydır şöyle bi süreç oldu:
-yağmur şöyle davransan doğru olur.
-yağmur bir türlü şöyle davranamaz.
-yağmur yine şöyle davranamadın, kendine verdiğin sözü tutamadın. damm it!
işte böyle günler geçer 1 hafta kalır. lakin yine bişiy değişmez. her yeni gün yeni sinir bozucu şeyler olur. gel de takılma. yapacak hiç bişiy yok.
ve insan davranışlarını gözlemlemeyi. üstüne düşünmeyi, çıkarımda bulunmayı seviyorum. en son gözlemimi yazmalıyım.
ŞİŞKİN TÜRK ERKEĞİ EGOSU!
günlerdir gördüklerimi yedim. başım ağrıdı. hezamanki gibi sana canlı muamelesi yapıp anlatacağım. beni desteklediğini düşünüp rahatlayacağım.
çünkü 5 aydır desteklenmek istiyorum. ne yapmışsam ne demişsem. 'evet yağmur haklısın' denmesini istiyorum. demeyen olursa yolasım geliyor. neyse.
erkeklerden tiksinmem için bi çok sebep daha çıkıyor. hepsinden tiksinmem. bi baba sıfatı olan babamdan asla tiksinemem misal. evet konuya giriyorum. bir aydır 3 gız ve adına 'abi' denilen 36 yaşında bir türk erkeğiyle yaşıyorum. hayat beni nelere itti böyle diyede asla şaşırmaktan geri duramıyorum. abimiz bir asker. abimiz bir dul. abimiz efendi görünümlü çok kafa adam. aslında abi değil arkadaş gibi. kendisine gız ayarlamaya çalışan bir kankisi sayesinde onlarca gızla konuşuyo. konuştukça ego şişiyor. 20 li yaşları istiyor. kendi yaşındakilere abla diyor. misal bi kız kendini arayınca 'yaaa bana hasta oluyor biliyorum' gibi cümleler sarfediyor. egoyu yüzünde görüyorum. abimiz içince sapıtıyor. ve içmeyi bir gurur kaynağı olarak görüyor. öylesine sapıtıyorki yatağını bile şaşırıyor. yazık abimize. sanırım abimizin canı çok sıkılıyor. 20 li yaş grubunda olmak sinirimi bozuyor. 30 a gelip abla sıfatını elde etmek istiyorum. akranlarımdan tiksiniyorum. abimizin egosunu şişirdikleri için en çokta tabi. abimiz çok dırdırcı bide. düşman başına. gocaman ego olunca herşeyi ben bilirim havasıda oluyor tabi. kucağında laptop komik video -yani ona göre komik- izleyip kahkahalarla gülüyor. kimsenin rahatsız olması umrunda değil. çoğu zamanda aynı şeyleri açıp bizede zorla izlettiriyor. sürekli saçma geyik muhabbeti yapıyor. 'ben şöyle dermişim şöyle olurmuş' tarzında muhabbet ayyuka çıkıyor gün boyu. tebessüm etmekte zorlanıyorum. sürekli karı kız muhabbeti yapıyor ve neredeyse gördüğü her kadına 'çok güzel' diyor. abimiz artık abi demesem bana abilik yapmayacak bi abi!
bi hafta kaldı, sabrediyorum. şimdi bi yoğurtlu makarna yiyip uyuycam ve herşey yoluna girecek. . .