başımda kulaklarımı kepçe yapan yeşil kadifeden bir taç vardı.
pembe bi tayt bi de tişört giymiştim. amcam almıştı. sevinmiştim.
ayağımda taba rengi kenarları tokalı deriden bozma bi öğrenci ayakkabısı vardı.
düğündeydik.
çok şık olduğumu sanıyordum. daha kötüsü de olabilirdi. oldu.
yaşıtlarım hatta benden küçük olanlar.. hepsinin elbisesi vardı.
ne kadar kızsal.
oysa ben oğlandım.
şimarık kuzenlerden bi tanesi gelinlikliydi. çoğunluk onun etrafına toplanmıştı.
yüzündeki, boynundaki simlere hayranlıkla bakıyor; gerdana yapılan parmak darbeleriyle kendilerine sim taşımaya çalışıyorlardı.
ben yapmadım.
yanına bile gitmedim.
ama ayakkabısı güzeldi.
beyaz. bağcıklı.
'kirlenir hemen' diye beyaz ayakkabı alınmazdı bana.
'giyemezsın' diye dağcıklı ayakkabı alınmazdı bana.
düğün işte. müzik eşliğinde oynadık. pistin kenarında oynayan çocuktum.
ama yinede asla halayın sonuna katılıp sürüklenen çocuk durumuna hiç düşürmedim kendimi.
kuzenlerin biriyle oynadık. değişik figürler yapıp dikkat çekmeye çalışıyordum.
oynayan büyük kızlardan figür çalıyordum. ama olmuyordu.
elbiseli kuzenime ne yapsa yakışıyordu.
tom ve jerry'li takımımla ben bir oğlandım.
bi ara dışarı çıktık öyle durmaya işte. sonra bişiy oldu.
iki akraba çocuğu -aynı yaştayız- beni dövdüler.
çünkü kendi halimdeydim. çünkü sesim çıkmazdı.
iki yandan gelen tekme darbelerine karşılık vermeye çalıştım. olmadı.
bir büyüğümüz bi zaman sonra ayırdı bizi. 'ayıp' dedi.
yalnızdım. minik ellerimle üstümü silkeledim minik ellerimle.
o günden sonra ellerim bida hiç büyümedi.
tişörtümde taytımda ayakkabı altlarının izleri vardı. çizgi çizgi.
salona girdim. oturdum.
1 yorum:
yağmur o değilde bunu tüm samimiyetimle söylüyorum her geçen gün daha iyi yazıyosun oğuz atayın sende müthiş bir yeri var yine hissettim ...
Yorum Gönder